Google


SINEMA-Video-Tv - Arkadas Evi Bülteni, Üretenlerin Ve Paylaşanların Adresi - Blogcu



Arkadas Evi Bülteni, Üretenlerin Ve Paylaşanların Adresi

7/12/2009

İKİ DİL BİR BAVUL

Kategori: SINEMA-Video-Tv

Serdar KORDU

Uzak bir Kürt köyünde öğretmenliğinizin ilk yılını gerçekleştireceksiniz. Siz şehirlisiniz çocuklar köylü, siz Türkçe konuşuyorsunuz çocuklar Kürtçe. Yoksulluk diz boyu. Batı ve doğu arasındaki uçurum bir kader gibi akıp gidiyor...

İki Dil Bir Bavul, kurmaca olmayan bir belgesel film.

Senaryoya uygun okulun, öğretmenin bulunmasından sonra hayata geçirilmiş bir film.

Hiç bir yorum ya da açıklama yapılmadan olanın fotoğrafı çekilmiş sadece.

Öğretmen, köylüler, yaşam koşulları, öğrenciler olanca yalınlığı ve çıplaklığıyla kamera önündeler.

Siz baktığınız yerden görüyorsunuz olan bitenin iç acıtan seyrini. O güzelim neşeli çocukların öğretmenlerinden tuvalete gidebilmek için izin alırken nasıl zorlandıklarını; yok hayır utangaçlıktan yada korkularından değil Türkçe bilmemelerinden kaynaklı dilsizliklerini.

İnsanın ana dilinde eğitim alabilme imkanının olmadığı durumda nasıl çarpık ve iç burkan görüntülerle karşılaşılacağı bundan duru bir şekilde anlatılamaz sanıyorum…

Yoksulluk, geri bıraktırılmışlık ve dilsizlik.

Sade, dümdüz olarak önümüze konan acı bir gerçekliktir İki Dil Bir Bavul'da. Anadilinde eğitim alamayan çocukların dramı ve onlara bir şeyler öğretmeye çabalayan öğretmenlerin trajedisi. 

70 yıllık cumhuriyet gerçeğinin Kürtlere yansıması bir belgeselle özetlenmiş işte.

İsterdim ki belgeselin sonunda tüm bu gerçekliğin öğretmeni nasıl değiştirdiğine, nasıl etkilediğine dair birkaç sahne de olsun. Bir paralel kurguyla başka bir ülkede eğitim gören bir Türk çocuğunun ana dilinde olmayan bir eğitimde zorlanışı da göz önüne getirilsin. İzleyen bir çok kişi için etkili bir empati böylece mümkün olsun.

Mutlaka izlemenizi, muhakkak görmenizi isteyeceğim bir film…

Yönetmen: Orhan Eskiköy, Özgür Doğan

Oyuncular: Emre Aydın, Zülküf Yıldırım, Rojda Huz, Vehip Huz

Senaryo: Orhan Eskiköy

Müzik: Serkan Gügül

Görüntü Yönetmeni: Orhan Eskiköy

Kurgu: Orhan Eskiköy, Thomas Balkenhol

Tür: Belgesel, dram

Süre: 81 dk.

Yapım: 2009, Türkiye

28/11/2009

Nefesi Yetmeyen: Nefes

Kategori: SINEMA-Video-Tv

Serdar KORDU
Nefes, bir yüzbaşının komutasındaki 40 kişilik bir komando timinin Güneydoğu'da korumakla yükümlü oldukları bir sınır karakolundaki hikayesini konu ediyor.

İster gönüllü ister zorunlu askerliğin her türü şiddet ortamıdır. Kurulan emir-komuta zinciri ve kullanılan mücadele yöntemi insanı çürümeye mahkum eder. Hangi amaç uğruna olursa olsun bu çileli zamanları gögüslemek zordur. Adım adım insanlıktan uzaklaşmaktasınızdır...

Savaşın asker cephesindeki manzarasının fotoğrafını çekmeye çalışan filmin bunda belirli bir mesafe katetiğinden bahsetsek de görünenin arkasındakini işleyerek soruna belirli bir derinlik kazandırabilmede başarılı olduğundan bahsedemeyiz.

Yoğunlukla, mesleği askerlik olan yüzbaşı ile zorunlu bir vatani görev olan askerlik hizmeti için biraraya gelmiş erlerin ruh hallerini ve yaşama bakışlarını işlemeye çalışan film, komutanın ruh halini, bakışını işlemede başarılı olsa da erlerinkinde aynı netliği yakalamayı başardığı söylenemez.

Oldukça gerilimli ve kanlı çatışma sahneleri içeren filmin demokratik açılımla hala gündemde olan Kürt meselesine okkalı bir bakış fırlatamadığını, militarist çizgiyle savaşın anlamsızlığı çizgisinde gidip geldiğini, bir karakolda geçenlerden yola çıkarak konuya dair cesur ve net söylemler dillendiremediğini söyleyebiliriz.

Filmin akıcı bir kurgusu var. Gayet başarılı başrol oyunculuğunu da belirtmek lazım. Kimi sahnelerinin de Full Metal Jacket gibi savaş karşıtı filmlere gönderme yaptığının altını çizmek gerek.

Bu konuda çekilen filmlerin sayısının artmasını diliyorum. 25 yıldır süren bir iç çatışmanın yarattığı acıların ve nedenlerinin üzerinde konuşmaya, sinema aracılığıyla bu dertleri paylaşmaya ihtiyaç var. Barışa ve kerdeşliğe hizmet edecek bir sinemanın yollarının döşenmesi için gerçeklerle yüzleşmek gerekiyor...

  Yönetmen: Levent Semerci

Oyuncular: Mete Horozoğlu, Engin Hepileri, Barış Bağcı, Engin Baykal, Özgür Eren Koç, İbrahim Aköz

Senaryo: Hakan Evrensel, M. İlker Altınay, Levent Semerci

Müzik: Fırat Yükselir

Tür: Dram

Süre: 90 dk.

Yapım: 2009, Türkiye

21/11/2009

Hayat Var

Kategori: SINEMA-Video-Tv

Serdar KORDU

 Manzara Mutluluğun Resmi gibidir, boğaza açılan bir derenin yamacına kurulmuş derme çatma bir gecekondudur yaşanılan yer. Evin önünde akan ve denize açılan derenin önüne kurulmuş yemek masası cenneten bir köşedir adeta. Kimi zaman kahvaltı için, kimi zaman denizden henüz avlanmış balıkların kızartılıp yanına eşlik eden şarap sofrası için tam bir şölen yeridir. Yoksuldurlar ama yine de hayatın tadı çıkarılmaya çalışılmaktadır. Tabi bu ilk görüntüdür ve aldatıcıdır. Sadece görüntüde kalmaktadır bu duru güzellik. Görüntünün devamında yatan dram oldukça yakıcı ve serttir...

Boşanmış anne-babanın çocukluktan gençliğe evrilme yolunda 14 yaşındaki kızı Hayat yatalak dedesiyle babası yanında yaşamakta, tüm zorluklar ve yetmezlikler içinde yaşama tutunmaya çalışmaktadır. Yaşam akıp gidiyordur ama çirkinliklerle doludur, çileli ve zordur...

Ne yenilen yemeğin, ne içilen içkinin tadı ve anlamı vardır. Dedesinin içmemesi gereken sigarasını alırken Hayat'ın paraüstüyle aldığı kekler, çukulatalar dahi kirli bir alışveriştir. Üstelik alışveriş yaptığı bakkalın, Hayat'ı taciz etmesi bu kirliliği bir kat daha arttırmaktadır...

İç acıtıcı, ezici ve sert sahneleriyle, görsel anlamda cezbeden manzaralar arasındaki kontras hayatın zıtlıklarını sergiliyor. Bazen yaşam güzel kıymetini bilmeliyiz diyor bazen de olan bitene lanet ettiriyor.

Dram türünün ağlatmayan ama iç kanatan, insanı ve yaşamları sorgulatan türünden hoşlananlara...

 Yönetmen: Reha Erdem
Oyuncular: Elit İşcan, Erdal Beşikçioğlu, Levend Yılmaz, Banu Fotocan, Handan Karaadam
Senaryo-Kurgu: Reha Erdem
Tür: Dram
Süre: 127 dk.
Yapım: 2008, Türkiye / Yunanistan / Bulgaristan

29/10/2009

TATİL KİTABI

Kategori: SINEMA-Video-Tv



Serdar KORDU


Babası tarafından ticareti öğrensin diye sokakta sakız satmaya zorlanan Ali mutsuzdur, askeri liseden ayrılmak isteyen abisi ha keza öyle. Şehirde tutunamayıp geri dönen amca da günü kurtarmaya uğraşmaktadır. Evin otoriter babası Mustafa'nın eşi ise kocasının şehirde başka bir kadınla kendisini aldattığını düşünmektedir.

Klasik bir Anadolu kasabasında, klasik bir ailenin yaşam serüveni işlenmiş Tatil Kitabı'nda. Ailenin küçük oğlu Ali'nin merkezinde anlatılan olaylar, evin babası Mustafa'nın ani bir şekilde ölmesiyle herşeyin, herkesin değişmesi sonucunu doğurur.

Sade, durağan ama çarpıcı sahnelerle dolu bir film Tatil Kitabı. Küçük yaşamlarımıza dışarıdan bakmamıza yardımcı olacak cinsten bir objektifliğe sahip. Değişen rollere göre 180 derece değişen tavırlara da güzel örneklerle dolu.

Hayatta hangi rolde olduğunuz nasıl davranacağınıza nedendir çoğu kez. Rolünüze iyi bakın ve başka rolleri iyi anlamaya çalışın. Gerektiğinde rolünüzü sırtınızdan atabilmeniz için rolünüzün farkında olmanız yeter... Siz hiç çocuk olmadınız mı, siz hiç genç olmadınız mı diyenlere de, anne baba olunca bizi anlarsınız diyenlere de kulak vermek lazım mesela. Hiç bir role saplanıp kalmadan ama.

Yönetmen: Seyfi Teoman
Oyuncular: Taner Birsel, Ayten Tökün, Harun Özüağ, Osman İnan, Rıza Akın Senaryo: Seyfi Teoman
Tür: Dram, Aile
Süre: 92 dk.
Yapım: 2008, Türkiye

17/10/2009

Oxford Cinayetleri ve Aşk Makarnası

Kategori: SINEMA-Video-Tv

 Serdar KORDU

Zeki, çalışkan ve ısrarcı öğrenci, profesörüyle birlikte işlenen cinayetlerin peşindedir. Katil ardında matematiksel sembollerle bazı mesajlar bırakmakta, hedef şaşırtmaya çalışmaktadır.

Bu matematik şifreler, cinayet denklemleri ve felsefi sorgulamalar içinde cinayetler devam etmekte, kahramanımız zeki öğrenci Martin (Elijah Wood) şüpheli bir kadınla aşk yaşamaktan da uzak durmamaktadır.

Matematikle polisiyenin birleştiği bu süratle akan filmde dört dörtlük bir klişe yemek sahnesi vardı ki, izlerken "bu filmde bu sahne, ne alaka" demeden edemiyor insan...

Çırılçıplak, üzerinde sadece yemek önlüğü olan kadın makarna hazırlamakta, hazırlanan makarnayı Martin kızın göbeğine dökerek yemeye yeltenmekte, tam o sırada kızın okuduğu bir kitaba gözü takılan Martin silkinerek kendine gelmektedir... Filme dökülmüş ne sos ama, gülümsedim filmi izlerken.

“Yüzüklerin Efendisi” serisinin başrol oyuncusu Elijah Wood Oxford Cinayetleri'nde fena bir performans sergilememiş. Polisiye severlerin keyif alacağı filmlerden...

Yönetmen : Álex de la Iglesia
Oyuncular: Elijah Wood, John Hurt, Leonor Watling, Julie Cox
Tür : Polisiye-Gerilim
Yapım : 2008, İspanya-İngiltere-Fransa
Süre: 108 dk.

15/10/2009

Kefaret

Kategori: SINEMA-Video-Tv



Serdar KORDU

Yaşamınızın bir evresinde yaptığınız ve başkasının hayatını derinden etkileyen bir yanlışın bedeli bütün bir ömür sürecek vicdan azabıdır. Hatanızın kefareti olarak bu vicdan azabını taşırsınız. Hele hele bu hatayı geç de olsa telafi etme yada az da olsa kanayan ruhunuzu dindirme olanağınız yoksa bu kefaret daha bir sancılıdır.

Roman yazarı Ian McEwan'ın en önemli yapıtları arasında gösterilen Kefaret, küçük bir kızın gözünden ablasının yaşadığı bir ilişkiyi anlatıyor. Bu ilişkiyi çocukça yorumlayan, kıskançlık duyan ve kendi olduğu yerden olan bitene bakan bir küçük çocuk... 

Sahnenin birinde bu ufak çocuk, ablası Cecilia’nın soyunup yazlıklarının önündeki havuza girdiğini görür. Cambridge’den yeni dönmüş olan çocukluk arkadaşı Robbie Turner da ablasının karşısındadır...
Bir başka sahnede sevişen ablası ve Robbie'den başkası değildir. Ufak kız bu sevişmeye tanık olmuş ve afallamıştır...

Ufak kız kendi yaşamını da ablası ve sevgilisinin yaşamını da geriye dönülmez şekilde alt-üst edecektir...

Bir ömür boyu sürecek bu alt-üst oluşun yükü yazılan bir romanla hafifletilmeye çalışılacaktır...

Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Keira Knighley, James Mc Avoy, Romola Garai
Senaryo: Christopher Hampton
Tür:  Aşk, Savaş, Dram
Yapım: İngiltere, 2007
Süre: 123 dakika

13/10/2009

İhtiyar delikanlının hikayesi: Gran Torino

Kategori: SINEMA-Video-Tv


Serdar KORDU


Eşini kaybettikten sonra çocuklarını büyüttüğü evde yalnız yaşamaya devam eden bir ihtiyar delikanlının öyküsü Gran Torino. Değişen dünyadan pek de hoşnut olmayan, eski komşuların yerini Asyalı göçmenlerin aldığı değişen mahallesinden çıkmamakta kararlı, elinden düşürmediği birası ve sigarasıyla yaşamını sürdürmeye çalışan inatçı, sert ve bir eski zamanlar adamının serüveni...

Çocuklar evlenip barklanmış, çoluk çocuğa karışmış, dünyaya ve insan ilişkilerine faydacı bakmaktan öteye gidemeyen birer rutin yaşamın içindedir, kimsenin ona değer verdiğini hissetmemektedir.

İşte tüm bu atmosfer içinde önyargılı bir tepki içinde olduğu göçmen komşularının çocuklarıyla tesadüfen kurduğu diyaloğ herşeyin yavaş yavaş değişmesine neden olacaktır...

Bu değişimin bizim konu edineceğimiz en güzel yanı yemek lezzetinin sağladığı kültürel buluşmadır. Kahramanımız Walt Kowalski, önyargıyla baktığı, hatta zaman zaman gayet ırkçı yaklaşımlar sergilediği insanlara karşı Asya mutfağıyla tanıştıktan sonra yumuşuyor ve dostluk kapısı aralanıyor. Yemeklerini yediği kadınlarla sofra başında kurduğu bir diyaloğ vardı ki çok sevimliydi. Dillerini bilmediği kadınlarla, yemeklerinin lezzeti üzerinden diyaloğ yakalamıştı.

Başka bir güzel sahne ise, çocuğunu çetelerin elinden kurtardığı ailenin tencere tencere yemekler getirerek kahramanımız Walt Kowalski'ye teşekkür etmesiydi. Birine teşekkür etmenin en güzel yolunun bir kap yemek yapmak olduğunu düşünmüşümdür. Bir hsata ziyaretinde, bir misafirliğe gidüşte, yada bir atak sonrası dağıtılan lokmada böyle bir yan bulmuşumdur hep. O nedenle bu filmdeki sahneyi çok hoş buldum.    

Akıcı, dramatik yapısının yanı sıra içten içe mizah taşıyan, sürükleyici bir film Gran Torino. Clint Eastwood'un yönetmenliğinin de oyunculuğunun da vasatı aştığı söylenemese de ilgiyle izlenebilecek bir film.

Filmin Orjinal Adı: Gran Torino
Yönetmen: Clint Eastwood
Senaryo: Nick Schenk, Dave Johannson
Tür: Aksiyon, Dram
Yapım: ABD, 2008
Süre: 116 dakika

18/9/2009

SOYSUZLAR ÇETESİ

Kategori: SINEMA-Video-Tv



Serdar KORDU


Tarantino yapmış yapacağını. Western tadında bir 2. Dünya savaşı filmini önümüze sürmüş. Herzamanki gibi kandan ve şiddetten alıkoymamış filminin karelerini. Oyuncular da filmin hakkını vermiş. Zaman zaman sert sahneler can sıksa da, akıcı ve etkileyici bir savaş westerni ortaya çıkmış...

Film bölüm bölüm devam ediyor. Birinci bölümde kaçak Yahudileri avlamakla meşhur Albay Hans Landa, denetlemeye geldiği çiflik evinde bir katliama imza atar. . Katliamdan kılpayı kaçmayı başaran Shosanna adlı genç yahudi kızıdır.

İkinci bölümde, Teğmen Aldo Raine, Naziler’e yönelik saldırılar organize etmek için Yahudi kökenli Amerikalı bir grup askeri bir araya getirmiştir. Giderek Soysuzlar Çetesi olarak ünlenen, içleri öfke ve intikam ateşiyle yanan bu guruptakiler gerilla yaşamı sürmektedir. Nazileri pusuya düşürdükleri bir sahnedeki şiddet gerçekten iç ürperticiydi. Öldürdükleri Nazilerin kafa derisini yüzen (zira teğmen yarı kızılderilidir), sağ bıraktıklarının alnına gamalı haçı bıçakla çizen bu gurup savaşın insanları ne denli çıldırttığına ironik olarak güzel bir gönderme yapmaktadır. Nazileri sorgulayıp öldürürken bir yandan da elindeki ekmeği yemeye devam eden teğmenin atmosferi acayipti. Brad Pit oyunculuğuyla gerçekten iyiydi.

Üçüncü bölümde Hitler'e suikast için yereldeki bağlantı olan kadın sinema oyuncusu ile buluşacak gurubun bir barda yaşadıkları sahnelenmiş. Yeni baba olduğunun haberini almış bir erin bardaki kutlaması işleri karıştırıyor. Bir de astlarının yanına oturmak istemeyen bir subay var bu sahnede. Aynı masada oturanların statü gözetmesi hep yaşanan şeylerdendir. Askerlerde olduğu kadar hayatın diğer alanlarında da bu böyledir. Bir politikacı halkla birlikte yemek yiyerek sizlerdenim mesajı vermeye çalışır. Oysa oraya ait olmadığının göstergesidir bu yaptığı. Çünkü normal zamanda orada değildir. 

Son bölümde Soysuzlar Çetesi'nden bağımsız bir suikast planı devrededir. Ailesi naziler tarafından öldürülen genç bir kızın Hitler'i imha planı vardır. Planı gerçekleştirmek üzereyken kutlamak için son bir şarap içilir sevgiliyle. Zaten Fransa'da gerçekleşecek bu Hitler'i öldürme planını kutlamaya değer en güzel şey şaraptan başka birşey olamaz...

Film bittiğinde 2. Dünya Savaşı böyle sonlansaydı nasıl olurdu diyedüşündüm. Pek de fena olmazdı herhalde...

Film de beni en çok düşündüren şey, şiddeti şiddetle püskürtmenin bir zorunluluk olduğu kimi savaş durumlarında karşıtına benzememek için oluşturmak zorunda olunan duruşun içeriğine dairdi.

Her ne kadar Trantino'nun tüm filmlerinde alaycıl bir şiddet eğretilemesi varsa da bu filmde durum biraz başka bir içerik kazanmış. Zira filmin konusu 2. Dünya Savaşı ve Nazi işgali. Tamam kurgusal bir boyut da katmış yönetmen ama yinede şiddet övgüsüne dönmüş iş. İzleyince göreceksiniz...

Orjinal Adı: Inglorious Basterds
Yönetmen: Quentin Tarantino
Oyuncular: Brad Pitt, Eli Roth, Diane Kruger, Daniel Brühl, Til Schweiger
Senaryo: Quentin Tarantino
Tür: Savaş / Macera
Süre: 153 dk.
Yapım: 2009, ABD, Almanya, Fransa
 

11/9/2009

TIKANMA: Tıka basa boğulma

Kategori: SINEMA-Video-Tv

Serdar KORDU

Sistem eleştirisi konusundaki derinliğini ve alternatif arayışlarıyla ne denli kafa yorduğunu “Dövüş Kulübü”ndeki imzasıyla sergileyen edebiyatçı Chuck Palahniuk, sorgulayan ve görünenin ardındaki gerçeği yakalamaya çabalayan felefesiyle Tıkanma'da da kendisini ortaya koymuş.

Farklı bir yönetmen, oyuncu ekibinin elinde işlenen hikaye, kuşkusuz Dövüş Kulubü'nün dinamizmi ve yoğunluğunu, görsel zenginliğini taşımıyorsa da ilgi çekici kara mizahı ve çıkışsızlıklarıyla başarılı bir akış oluşturabilmiş.

Hikayesi seks bağımlılığı, tüketim kültürü, yabancılaşma, freudyen anne oğul çekişmesi, yaşlılık korkusu, alzeimer, yalnızlık, aşk temalarını barındıran Tıkanma'da kahramanımız Victor'un tuhaf ama bir o kadar da normal yaşam serüveninin bizim açımızdan en can alıcı ve vurucu kısmı alzeimer hastası olan annesinin hastanedeki masraflarını karşılayabilmek için lüks lokantalarda gerçekleştirdiği boğulma numarasıdır.

Yemek yerken gerçekleştirdiği bu numara, insanlara hayat kurtarma fırsatı sağlayarak onları onare etme, kendilerini birer kahraman gibi hissetmelerini sağlama ve bu sayede onlardan para yardımı alma üzerine kuruludur. Bu oyun her seferinde karşılığını bulur ve iyilik yapma arzusuyla tatmin olmak isteyen zenginler her defasında bu zokayı yutarlar. Yaşamlarında hiçbir iyiliğe kapı aralamamış olanlar, kamuoyu içinde şov yapma fırsatını kaçırmamakta, iyilik yapmaya erinmemekte, bu da Victor'un annesinin hastane parası olarak anlamlanmaktadır.

Lüks lokantalarda boğulma numarası yapma metaforu gerçekten ilginç bir izlek olarak incelenmeye değer.

Yemek yenilen yerlerin, özellikle lüks lokantaların bir boğulma yeri olması oldukça ironik.

İsrafın, obezitenin ne kadar yaygın olduğunu düşünürsek ve filmin temelinde örülü bulunan tüketim kültürünü de gözönünde bulundurusak bu mekanlarla boğulma pratiği arasındaki etkili bağı, eleştiriyi daha iyi görebiliriz.

Tıka basa boğulma, tıkanmanın bel kemiği

Aynı boğulma birbirine karşı hissizleşen insanların, sadece bedensel boşalma için arzuladığı sekste de saklı. Üstelik aşık olduğu kadına cinsel olarak ilgi duyamama pratiğiyle Yeşilçam'ın sevdiği kadın için cinselliği düşünmeyen o nostaljik mahallenin delikanlısı pozisyonunu çağrıştırıyor.

Kurgudaki duraklamalar, diyaloglardaki kesiklik tıkanma içeriğine koşut olarak anlamlandırılabilir.

Dövüş Kulübü'nde gerçekleşen "süpriz son" Tıkanma'da da saklı.

Kara mizahı, yaraltı kültürüne dair filmleri sevenlerin kaçırmaması gereken bir film. 

Orjinal Adı: Choke
Yönetmen: Clark Gregg
Oyuncular: Sam Rockwell, Brad William Henke, Bijou Phillips, Anjelica Huston
Senaryo: Clark Gregg, Chuck Palahniuk
Tür: Kara Mizah,
Süre: 90 dk.
Yapım: 2008, ABD
 

9/9/2009

Buz Devri 3: Dinazorların Şafağı

Kategori: SINEMA-Video-Tv



Serdar KORDU

Buz Devri dizisinin hem çocuklara hem de büyüklere hitap eden öğretici ve eğlendirici yapısı, yine paylaşım yine dayanışma ve yine arkadaşlık dolu serüveniyle izleyicilerden kesinlikle tam not alacak cinsten.

Scrat tam ele geçirmeyi başardığında yitirdiği meşe palamudunun peşindedir yine; bu dafa farklı olarak aklını başından alan bir sevgiliyle karşı karşıyadır.

Sevgili mamutlarımız Manny ve Ellie bir aile olmanın temel öğesi olacak yavrularının doğumunu heyecanla beklemekte, o büyük güne hazırlık yapmaktadırlar. Yaşlı kaplan Diego bu ortamda yalnızlaştığını hissetmekte, alıp başını gitme hesapları yapmaktadır. İşte tam bu sırada Sid'in tesadüfen bir mağarada bulduğu yumurtalara annelik yapma arzusu başlarına olmadık işler açacak dağılmak üzere olan ekibimiz bu vesileyle yeniden biraraya gelecektir...

Bu eğlenceli animasyonun canalıcı sahnesi ise yumurtadan çıkan dinazor yavrularını bitkisel yolla beslemeye çalışan Sid'in çabasıdır. Israrla etcil beslemeyi reddeden Sid'in mücadelesi gerçekten hoştu. Mamutların, Diego'nun tüm bastırmalarına rağmen yavrulara et vermemeye kararlı gözüken Sid "bu küçük yavrucuklar öyle kötü şeyleri yemez" kabilinden savunmalarla oldukça şirin ve vejeteryan bir direniş sergiliyordu.

Bu arada etcil beslenmenin zararlarından bitkisel beslenmenin faydalarından bahsediyordu ki zavallı yavru dinzorların ilk gözlerini açtıklarında karşılarında buldukları ve anneleri olarak bildikleri Sid'in bu ısrarı karşısında her defasında ıyy deyip yemeye yanaşmamaları bayağı eğlendirdi beni... 

Buz Devri animasyon dizisinin önceki filmlerini izleyenler kendilerini nasıl bir ince mizah ve eğlenceli yolculuğun beklediğini biliyorlar. Bilmeyenler ise öncekileri izlemedikleri için hiçbir zorluk çekmeyecekleri bu yeni seriden oldukçe keyif alabilecekler.

Orjinal Adı: Ice Age 3: Dawn Of The Dinasaurs-
Yönetmen: Carlos Saldanha, Mike Thurmeier
Seslendirenler: Simon Pegg, Seann William Scott, John Leguizamo, Denis Leary, Queen Latifah
Türkçe Seslendirme: Ali Poyrazoğlu, Haluk Bilginer, Ayça Bingöl, Altan Erkekli, Yekta Kopan Müzik: John Powell
Tür: Animasyon / Macera
Süre: 94 dk.
Yapım: 2009, ABD

« Önceki


*************************
  • Arkadaş Evi Bülteni Bloğuna çalışmalarını yollamak, paylaşmak isteyen tüm arkadaşlar, serdark99@yahoo. com yada arkadasevi@yahoo. com adresinden bize ulaşabilirler.





*************************




*************************

  • AKILLI İNSAN, DÜŞÜNDÜĞÜ HERŞEYİ SÖYLEMEZ; AMA HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜR. Aristoteles


  • AKILLI KONUŞUR, ÇÜNKÜ SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ VARDIR; APTAL KONUŞUR, ÇÜNKÜ KENDİSİNİN BİR ŞEYLER SÖYLEMEK ZORUNDA OLDUĞUNU SANIR. Platon


  • İNSANLARA YAPILACAK EN BÜYÜK İYİLİK, ONLARA AKILLARINI KULLANMAYI ÖĞRETMEKTİR. Molliere

  • AŞK KÖPRÜ KURMAKTIR. İNSANLAR KÖPRÜ KURACAKLARINA DUVAR ÖRDÜKLERİ İÇİN YALNIZ KALIRLAR. Newton


  • Düşüncelerini tam ve yerinde kelimelerle ifade edemeyen insan, yanlış tartılarla tam iş görmeye çalışan satıcıya benzer. GOETHE


  • Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletsizlik ise dikene su vermektir, güle zulmetmektir. MEVLANA.


  • İnsan düşleri kadar özgürdür. CURT COBAİN



*************************
1
3

5
7

14

15

16

17

IMG_0746.JPG

IMG_0732.JPG

20

6

8
4

2




.: Gazeteler :.

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Gözcü
Akşam Zaman Posta
Sitene Ekle

Sinema film fragman
ve muhabbet yeri!