
Selcan ÖZOĞUL
Hani insan bildiğini başkalarına da anlatmalı, gördüğü güzellikleri dostlarına da tavsiye etmeli diye düşünürüz ya, ben de bu niyetle Karadeniz’de geçirdiğim bir haftayı fotoğraflar yardımıyla biraz olsun anlatmaya hevesliyim sizlere.
On beş saatlik yorucu yolculuğun sonunda uzun zamandır görmeyi çok istediğim Karadeniz bölgesindeyim nihayet.Hemen belirtmeliyim ki bölgeye ilk defa gelen biriyseniz, vaktiniz ve de otobüs yolculuklarından çok fazla şikayetiniz yoksa, otobüsü tercih edin derim. Çünkü yol sahil şeridince devam ediyor.Bir tarafınızda denizi diğer tarafınızda da yemyeşil Karadeniz dağlarını, tepelerini seyrediyorsunuz.
Arkamda gördüğünüz tabela Giresun’un ilçesi Bulancak’a bağlı köyleri Yeşilköy ve Ataköy’ü göstermektedir. Köyün içlerine doğru ilerliyoruz. Hava biraz kapalı. Burası Karadeniz diyorlar bilenler, havanın ne olacağı hiç belli olmaz, saati saatine, günü gününe uymaz.

Arkadaşlar bu görüntünün İstanbul’daki Yeşilköy ve Ataköy’le bir benzerliği var mı sizce? İstanbul’da yaşayan arkadaşlarıma buradan sormak isterim. Aynı ismi taşıyan bu yerleşim yerlerinin adını mı değiştirsek yoksa görüntüleri aynı yapmak için mi uğraşsak, hangisi daha kolay olur acaba? Fotoğraftaki şaşırmış ifadem çekildiği sıralarda bu meseleyi düşünüyor olmalıyım sanırım.


Bu fotoğrafta görünen ev ne kadar hayret verici değil mi? Gözün görebildiği alan içerisinde ikinci bir ev yok. Bu evi buraya nasıl yapmışlar, burada oturan insanlar buraya nasıl gelir gider, ne yer ne içerler, kiminle konuşurlar diye kendi kendine sormadan duramıyor insan. Bu görüntünün örneği o kadar çok var ki bölgede. Gezdiğimiz köylerden birinde bu yalnız ev olma halini köylü kadınlardan birine sordum. Burada komşusuz canınız sıkılmıyor mu? dedim. Köylü kadın benim onlara şaşırmamdan daha çok, benim soruma şaşırmış gibi baktı ve verdi cevabını: Benim sıkılmaya hiç vaktim olmuyor, çünkü ekmeğimi, yağımı, peynirimi kendim yapıp, sebzemi, meyvemi kendim yetiştiriyorum dedi.

Teknolojinin insanoğluna sağladığı fayda ve kolaylıklara kimsenin diyeceği yok elbetteki. Ama bazen onları tümüyle hayatımızdan çıkarabildiğimiz dakikalarımızda mutlak olmalı derim. Tıpkı bu karede olduğu gibi. Çok güzel akan bir dere.iki tarafı gözün alabildiğine yeşillik. Sadece suyun sesinin duyulduğu sessizlik. Sadece insanların yürüyerek geçebileceği bir köprü. Sizce de aracımız “bana burada yer yok” der gibi köprünün başında bakmıyor mu bize?

Altını çizmeden geçemeyeceğim bir konuda Karadeniz yemekleri. Ağırlık yeşillik tüketiliyor.
Tam bana göre. Doğal, taze, sağlıklı. Gezi boyunca bölgeye ait yiyebileceğim ne varsa yedim, hiçbirini geri çevirmedim. Hepsi birbirinden güzeldi. E bu kadar sağlıklı beslenince insanın sağlıklı, zinde, güçlü olmaması mümkün mü? İnanmazsınız bir hafta içinde gücüm kuvvetim yerine geldi. Yapabildiklerime ben bile şaşırdım. Fotoğrafta görüldüğü gibi bir ağacı kökünden devirebilecek kadar güçlendim.. Yaptığıma bir anlam veremedim sonrasında, ağacı kökünden niye devirdim diye hayıflandım kendimce. Güç iyi birşeydir ama nerede kullandığında önemlidir çıkarımı geliverdi aklıma.

Gezi sonunda vardığım sonuç şuydu. Tatil ezberimi bozup Antalya bölgesine gitmek yerine, doğru kararı vererek buralara gelme işini ertelememekle çok iyi yapmış olduğumdu. Kendimi dinlenmiş, huzur bulmuş, sağlıklı beslenmiş hissetmek çok güzeldi. Yaşadığımız coğrafyanın bir başka kültürünü yerinde tanımaya çalışmak iyi bir deneyim oldu benim için. İlk fırsatta bir daha gideceğimden eminim. Sizlere kesinlikle tavsiye ederim.