Google


Arkadas Evi Bülteni, Üretenlerin Ve Paylaşanların Adresi - Blogcu




Arkadas Evi Bülteni, Üretenlerin Ve Paylaşanların Adresi

27/8/2009

FECİ OLAN

Kategori: FELSEFE-EGiTiM



Serdar KORDU

Yazdı, hava güzeldi ve tırmandım ağaca.
Gökyüzü yakındı, mavi sıcaktı ve şendim bir çocuk gibi.
Hamakta da yattım, kumun üstünde de. Ateş de yaktım, su da attım herkese.
Sonra koştum sahil boyunca.
Bir yaşlı amca gördüm, elinde bastonu.
Koşmak dünyanın en güzel şeyiymiş yaşlanınca anladım dedi.
Bir çocuk gibi şendik gençken dedi.
Ben içimiz yaşlanmasın diye iyimserdim.
En kötüsü insanın içinin yaşlanması...
Elimi tuttu bir ara. Dedi ki ;
En feci şey insanın istediklerinin olmaması, ondan da fecisi ise istediklerine ulaşması...

6/7/2009

'Senin sayende' demiyorsanız,'senin yüzünden' de demeyin hiç bir zaman

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

EDİTÖR'DEN

Haftanın özetini yazarım bir kaç gün sonra.
İç yakan bir forward maili uzun da olsa paylaşacağım sizlerle. Sade ve dokunaklı... Psikolog / Psikoterapist Mehtap Kayaoğlu "Öpücük kutusu" adlı kitabından...

 

Selma, 6 çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuydu, bana geldiğinde 8 yaşındaydı. Selma'nın onu psikolojik olarak susmaya iten, 'seçici konuşmazlık' dediğimiz sürece getiren olaylar beş yaşındayken başlamıştı.

Selma, beş kardeşi, anne ve babasıyla kendi halinde normal bi yasam sürerken, bir gün annesi hastalanıyor. O dönemlerde beş yaşlarında. Kendisinden büyük iki abla, bir ağabey ve kendisinden küçük iki kardeş daha var.. Küçük kardeşin yeni doğduğu dönemde anne ciddi sağlık sorunlarıyla karşılaşıyor. Uzun süre tedavi görüyor. Yoğun uğraşılara rağmen iyileşmiyor. Hastane ortamından evine gidip son günlerini evinde huzur içinde yaşasın diye doktorlar tarafından eve gönderiliyor. Birkaç ay evde babaanne, hala ve benzeri yakın akrabaların yardımıyla yaşatılıyor. Birgün hayata gözlerini kapatıyor. Anneye en fazla ihtiyaç duyulan dönemde anne, Selma'nın hayatından çıkıp gidiyor.

Aradan 1,5 yıl geçiyor. Kendi hallerinde bir şekilde yaşamaya alışıyorlar. Büyük kızlar evde yemek yapıp, en küçük çocuklara annelik yaparken, Selma babasıyla birlikte dükkanda çalışıyor. Dükkanları evin hemen alt katında olduğu için baba endişe duymadan iş hayatına devam ediyor. Çocuklarını kimseye muhtac etmeden yük etmeden idare ediyor.

Bir gün ablalar ve ağabey, kardeşlerini alarak yakın akrabalarına gidiyorlar. Selma babasının yanından ayrılmıyor. Çok ısrar ediyorlar ama istemedigi için gitmiyor. Babası da gitmemesine ses çıkarmıyor. Öğleden sonra baba Kız dükkanı temizlemeye başlıyorlar. Selma babasının istediği gibi her yeri bi güzel temizleyip süpürüyor. Daha sonra radyoyu açıyor. Müzik dinlemeye başlıyor. Ancak dışardan gelen sesler nedeniyle müziği duyamadığı için, sesini iyice açıyor. Babası da başının ağrıdığını söyleyerek müziğin sesini kısmasını istiyor.

Selma, babasının söylediğini duymamış gibi yapıyor. Hani çocuklar sıklıkla yaparlar ya.. Bir süre sonra babası, başının çok ağrıdığını söylüyor. Yüzü asılıyor. Selma, gidip gelip babayı kontrol ediyor baş ağrısı geçti mi diye. Babası baş agrısına dayanamayarak eve ilaç almaya çıkıyor. Sıcaktan bunaldığını, kendini kötü hissettiğini söylüyor. Dükkana dikkat etmesini hemen bi ağrı kesici alıp geleceğini de ekliyor. Eve çıkıyor.  Aradan epey zaman geçmesine rağmen baba yok. Bekliyor baba yok. Merak edip yukarıya babasına bakmaya çıkıyor. Eve giriyor. Babasına sesleniyor. Cevap yok. Tam oturma odasına giriyor ki babası o anda Selmanın gözleri önünde kalp krizi geçirmeye başlıyor.

Selma babasının çırpınmalarına, yerde tırmalamasına...şahit oluyor. Babası son nefesini verip yerde cansız yatarken, uyandırmaya çalışıyor. Babası uyanmıyor... Camdan aşağı doğru bağırmaya başlıyor: 'İmdat.. Babama bişey oldu... Yardım edin!..' kısa süre içinde ev mahalle halkıyla doluyor... 

Cenaze işlemleri bitince 1,5 yıl önce anneleri ölen bu altı kardeşin ne olacağı tartışması başlıyor.. kimi 'yanımıza alalım', kimi 'yuvaya verelim', kimi de 'hepsine birden nasıl bakacağız' diyor. En sonunda akrabalar aralarında anlaşıyorlar.'herbirimiz birisini alalım. Böylece çocuklar yurtlarda perişan olmaz, arada sırada da olsa birbirlerini görürler.' Diye düşünüyorlar. Selma' yı çok sevdiği halası alıyor. İki yıldır Selma yanlarında ve hiç konuşmuyor.

Duyduklarım beni çok etkilemişti. Daha önce gidilen uzmanların isimleri beni endişelendirmişti. Bir yandan da bir şeyler yapabilirim belki diye düşünmeden edemiyordum.

Hikayesinden çok etkilendigim bu kızı merakla bekliyordum. Halası olan biteni tek tek anlattı. 'Gelinimiz ve ağabeyimin ölümünden sonra ben de onu bir türlü mutlu edemedim. İki yıldır yüzü hiç gülmüyor. Kendiliğinden hiç bir şey yapmıyor. Sadece konuşmasa neyse ama sanki kurulmuş bir robot gibi.örneğin sofraya oturup yemek yiyeceğiz ' Hadi Selma sofraya otur!' diyoruz oturuyor. Hadi Selma artık kalkabilirsin demeden kalkmıyor. Önceleri aldırmadık. Baktık olmadı karşımıza aldık uzun uzun konuştuk anlattık. Ona evimizin bi kızı oldugunu, evdeki herkes kadar her şeye hakkı oldugunu... hiçbirisi fayda etmedi.

Zamanla öfkelenip inadını kırmak için bazı taktikler uygulamaya başladık. Sofra hazır olunca gel otur demedik, aç kaldıgı günler oldu. Ya da artık kalkabilirsin demedik saatlerce sofrada oturdu. Hadi artık uyu demedik, sabaha kadar koltukta öyle oturdu. Vicdanın yoksa söyleme...'

Onunla yaptığım ilk seans dün gibi aklımda. Hal hareketleri dinlemiyormuş gibi ama tüm alıcılarını bana cevirdiğini hissettiğim tavırları.

- Biliyor musun ben seni çok sevdim
- ......
- Vallahi çok ciddiyim, çok sevdim.
- .....
- Ne güzel hiç konuşmuyorsun, diğer çocuklar gibi kafamı şişirmiyorsun ..

Gözlerimin içine bakıp gülümsemesini saklamak ister gibi dudaklarını ısırarak başını salladı.
- Biliyor musun bazen çocukların hayatlarında bazı şeyler yolunda gitmiyor, benim işimse bunları yoluna koymak. Beni dinlediğini biliyorum .. hatta benimle konuştuğunu bile hissediyorum. Çocuklar benden yardım isterler, ben de onlara yardım ederim. Bu hep böyle oldu.
- .......
- Ama şu an işler değişti. Sana yardım etmeyi ben istiyorum.
Eğer bana yardım edersen , izin verirsen seni susturan şeyin ne olduğunu bulurum. Gerçekten... inan bana...izin verir misin? Başını salladı! Evet başını salladı!
- Elimde bazı resimler var, o resimleri cocuklara gösteriyorum onlar da bana resimlerle ilgili hikayeler anlatıyorlar. Onlar bana hikaye anlatınca ben de onların mutlu olmasını sağlıyorum. Yani bütün sır hikayede. Biliyorum sen konuşmuyorsun. Ama hikaye anlatmak istersen, konustugunu kimseye söylemem. Bu ikimizin sırrı olur.
Anlaştık mı?
Bir süre düşündü. Başını saga sola salladı. Evetle hayır arasında gidip geliyordu.
Birden evet anlamına gelecek şekilde başını salladı.
Karşımdaydı... ben ona resimler gösteriyordum o da bana hikayeler anlatıyordu. İşimiz bittiğinde ona çok teşekür ettim.

Anlattıklarını analiz etmeye bile gerek yoktu. O kadar saf, o kadar temiz, o kadar kendi hikayesini anlatmıştı ki... Selma'nın bilinçaltı karmakarışıktı.

İşte Selma'nın analizden geçmesine bile gerek bırakmayan, halasını dinlerken gözyaslarına boğan, beni analiz yaparken hıçkırıklara boğan hikayesi...

'Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir ülke varmış. Bu ülkede anne babasıyla yaşayan çok mutlu çocuklar varmış. Çocuklar kardeş kardeş hep oynarlarmış, anne babaları onlara hiç kızmazlarmış. Bir gün bu çocukların annesi hastalanmış. Çocuklar çok üzülmüş. Ama kimse çocukların üzüldüğünü anlamamış. Anneyi hep hastaneye götürmüşler. İlaçlar vermişler. hem de acı acı ilaçlar. Anne, sırf çocuklarını yalnız bırakmamak için içmiş bütün o acı ilaçları.

Çocuklara hep annelerinin iyileşeceği söylenmiş. Bir gün anneyi eve getirmişler. Çocuklar anne geldi diye çok mutlu olmuşlar. Anne hep yatakta yatmaya başlamış. artık cocuklarına yemekler yapmıyormuş. Çocuklar çok üzülmüşler. Annelerinin yanında oyunlar oynamaya başlamışlar. Annelerinin yanında niye oynuyorlarmış biliyor musun ? Anneleri eğlensin diye. Ama babaanneleri hep kızıyormuş onlara.

'Gürültü yapıp durmayın. Anneniz zaten sizin yüzünüzden hastalandı' diye. çocuklar çok yaramazlık yaptı diye anne hastalanmış meger. Çocuklar da anne iyileşsin diye onu eğlendirmek istiyorlarmış ama kimse anlamıyormuş. herkes çocuklarını azarlayınca anneleri de cok üzülüyormuş..

Birgün anne ölmüş. Herkes ağlamış. Çocuklar annenin neden Öldüğünü anlamış. Yaramazlık yaptılar diye. Çocuklar evde babalarıyla yaşamaya başlamışlar. Bir gün anane gelip yemek yaparken, çocuklar gürültü yapmışlar. Anneanne onlara kızmış 'kızım sizin yüzünüzden hasta oldu. Hiç annenizin sözünü dinlemediniz hasta ettiniz kızımı. Sizin yüzünüzden de öldü. Sözümü dinlemeyip gürültü yapar, çok konuşursanız beni de öldürüp ortada kalacaksınız. Kim bakacak size?' demiş.

Bir gün Selma , babasıyla dükkanda oturuyormuş. Ablaları kardeşleri amcalarına gitmişler. selma babasının yanından ayrılmak istememiş. Hiç gürültü yapmadan hep babasına yardım ediyormuş. Anneleri çocuklar evde yokken hastalanmış ya. Babası yalnız kalır hastalanır diye yalnız bırakmak istemiyormus. Babaları çocuklarını hiç kızmıyormuş zaten. Gürültü yaptıklarında bile.. Selma dükkanda babasına yardım etmiş, her yeri mis gibi yapmış. Elleri de acımış biraz. Radyoyu açmış. Babasının başı ağrımış. 'Kızım kapat şunun sesini' demiş. Selma duymuş ama duymamazlıktan gelmiş. En sevdiği müzikler varmış. Babası biraz sonra eve gitmiş. İlaç alıp gelecekmiş. Gitmiş gelmemiş.

Selmanın aklına hemen anneannesiyle babaannesinin söyledikleri gelmiş. Annesi zaten cocukların yaramazlıgı yüzünden ölmüştü ya. Selma çok korkmuş eve çıkmış. Babasını aramış. Odaya girince bi bakmış, babası bişeyler yapıyor. Selma çok korkmuş. Babası Selmaya 'git' der gibi işaretler yapmış. Selma gitmemiş. Babası yerde uyumaya başlayınca uyandırmaya çalışmış. Uyandıramayınca ağlamaya başlayıp komşuları çağırmış. Sonra ev kalabalık olmuş.

Selma kimseye söyleyememiş ama çok üzülmüş.. babası ' git ' dediği halde gitmemiş. Yine babasının sözünü dinlememiş. Eger gitseydi, müziğin sesini açıp babasının başını ağrıtmasaydı babası ölmeyecekti. Selma'nın yüzünden öldü.  Akrabalar çocukları paylaşmışlar. Selma ablalarından ayrılmak istememiş. Küçük kardeşini de çok seviyormuş. Halası yanına gelip 'kızım sen artık benim kızımsın bizimle yaşayacaksın' demiş Selma çok mutlu olmuş. Öyle mutlu olmuş ki, halasını çok seviyormuş, istediği zaman kardeşlerime götürürler, diye düşünmüş.. Halasının evine gidince 'artık bunlar benim yeni anne babam' demiş kendi kendine. Ama birden korkmaya başlamış. 'Annemle babamı ben öldürdüm. Yaramazlık yaptım sözlerini dinlemedim. Yeni annemi babamı çok seviyorum. Ya onlara da bişey olursa ben ne yaparım.?'

Sonra aklına bişey gelmiş. Gece yatmadan önce yatağının başucuna oturup dua etmeye başlamış. 'Allahım .. ben çok yaramaz bir kızım. Annem babam benim yüzümden öldü. Halamlar çok iyi insanlar. Ne olur benim yüzümden onları da yanına alma. Eğer onları da alırsan ben kimin yanında kalırım? Ne olur Allahım bana yardım et. Hiç konuşmamam için bana yardım et. Ne zaman gürültü yapıp söz dinlemesem annem babam ölüyor. Hep susmam için bana yardım et Allahım. Ne söylerlerse yapacağım, onlar söylemeden hiç bişey yapmayacağım... ne olur onları benden alma!..'

O günden sonra Selma hiç konuşmamış. Gülmemiş. 'Eğer gülersem evde gürültü olur, başları ağrıyıp ölürler' diye korkmuş. Hep susmuş..

Hikayesi bitince Selma gözlerimin içine baktı ve ekledi; 'Biliyor musun? Hala her gece dua ediyorum. Allahım nolur konusmayayım, konusmamam için bana yardım et! Diye. Bazen çok mutlu oluyorum. O zaman çok korkuyorum sevinçten çığlık atarım da gürültü olur, annem ölür diye'

O küçük bedeniyle ne kadar büyük bir görev üstlenmişti. Kaçımız en konuşkan, en geveze çağımızda kendimizi susturmayı başarabiliriz ki? Kaçımız bir dondurma alındıgında bile sevinç çığlıkları atabilecekken, bu yogun duyguyu bastırıp susmaya devam edebiliriz ki? Kaçımız? Bu kadar sevilmek... bu kadar değer verilmek...

 Yapmayın ne olur... Çocuklarınızın küçücük omuzlarına, AĞIR yükler yüklemeyin. Onların akılları da BÜYÜK, yürekleri de KOCAMAN... Ne olur başınız da ağrısa, bir bardak da kırılsa, eşinizle de kavga etseniz; demeyin... Zaten aslında hiç biri çocuğunuz yüzünden değildir.

Aslında hiç bir şey, hiç bir zaman, bir başkası yüzünden değildir, kendimizizdir, bir durumu istemediğimiz bir sonuca doğru yönlendiren. Ama bunu bilmektense, itiraf etmektense, bir başkasını Suçlamak hep daha kolay gelir.

'Senin yüzünden!' demeyin çocuklarınıza...Hele hiç bir zaman 'Senin sayende' demiyorsanız, 'senin yüzünden' de demeyin hiç bir zaman.

29/6/2009

Kadınların beş aşk hatası

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

EDİTÖR'DEN

Şimdi etrafım da müzmin bekarlık pozisyonunda olan ve bağrı yanan kadın yada erkek arkadaşlardan birkaçının adını yazıp bu forward mesajda yazanlardan ufak da olsa birşeyler kapsanız kardır diye yazayım dedim ama ad vermeden yazmanın daha iyi olacağına karar verdim.:)

İyi kötü birşeyler yakalamış aşağıdaki yazı, kadınlara hitaben yazılmış olsa da erkeklerin de işine yarar. Yani herkese faydası olur kanaatimce...

Hiçbiri ilişkiyle sonlanmayan ilk randevulardan bıktınız mı? Kendinizi vermeye hazır olmadığınız halde erkeklerin arkasından koşmaktan yorulmadınız mı? Eğer eşinizi bulmak için bütün gücünüzü harcıyor ama yine de başarılı olamıyorsanız, belki de gerçek aşkı ararken kullandığınız yollar üzerine tekrar düşünmek lazım. Burada kadınların randevulaşırken yaptığı 5 genel hatayı bulacaksınız. Eğer içlerinden 1 ya da 2 tanesi size tanıdık geliyorsa, kendinizi hırpalamayın. Sadece, daha iyisini hak ettiğinizi görün ve iyileştirmek için değişiklik yapmaya hazır olun.

1. Eğer aşkın sizi hiçbir zaman bulamayacağını düşünüyorsanız, bulamayacak.Açıkçası, kadınlar sevilmeye değerler. (evet, biz de değeriz!) ancak kendilerini daha yıllarca yalnız bırakabilecek bir seyle boğuşuyorlar: kendi kendini oluşturan kehanet ya da olumsuz düşünce. Olumsuzluk bulaşıcı değildir ancak potansiyel randevuların da kaçmasına neden olur. Çok sinsi bir hastalıktır. Fiziksel olarak, kurbanını el değmemiş bırakır. Ama biri ne kadar ortalarda "Hicbir zaman aşkı bulamayacağım." diye dolaşırsa, beklentileri o kadar yüksek bir oranla gerçekleşir. Tersine, daha açık fikirli biri ne kadar çok " Nasıl iyi, mutlu bir insanım, kesin aşkı bulacağım." diye düşünürse, romantik geleceği de o kadar açık olur.

Eğer sizde kendine merhamet duyanlardansanız, kendinizi meşgul edin: Bir gazete ile başlayın. Her gün kendinizle ilgili seveceğiniz bir şeyler yazın. Zamanı kolaylaştıracaktır. Birkaç yakın arkadaşa ya da aile üyesine yazabilir ya da telefon edebilir, onlar da bir erkeğin sizinle mutlu olabileceğine dair nedenleri söyleyebilirler. Onlara bu öneriyi sunduğunuzda muhtemelen çok mutlu olacak ve size yardım edeceklerdir. Ne zaman kötü bir düşünce aklınıza gelse, her zaman onu olumlu olan bir başkasıyla değiştirin.
İşte sizi bekarlığa mahkum eden diğer aşk hataları:

2. Kötü çocuk huyundan vazgeçin.İyi erkekler dolambaçlı yoldan gitmezler. Ambalajsız, ham dururlar. Önemli olan hem hak eden erkeği fark etmek hem de istemek.

3. Benimle beraber tekrar edin, aşk tasma değildir..Aşk tasmanın eş anlamlısı değildir. Eşinin 7/24 onunla beraber olmasını istemek ne gerçekçi ne de adil. Hapishane ne kadar konforlu ve gösterişli olsa da bir mahkum sonuçta özgür olmak ister. Sonuçta aşırı baskı ayrılık getirir.
En mutlu çiftler birbirlerine nefes alınacak alan bırakanlardır. Geri kalan işleri ne kadar dinamik olursa (iş, hobi ve arkadaş anlamında), biraraya geldiklerinde paylaşacakları o kadar şey olur.

4. Duygusal anlamda da sadık olun.Partnerinize zarafet ve incelikle yaklaşmanız hayati bir şey. Eğer bütün "kötü gün"hikayelerinizi ve şakalarınızı arkadaş ya da isteklilerle paylaşırsanız, sevgilinize anlatacak neyiniz kalır? Delice gelebilir, ama bir insanın zamanı ve enerjisi sınırlıdır. Eğer sahip olduklarınızı başkalarında harcarsanız, bu muhtemelen ilişkinize zarar verecektir. Daha da kötüsü sevgilinizin size olan güvenini bir erkek iş arkadaşı ya da arkadaş yüzünden kaybetmenizdir. İlişkiniz iki kişiye özel anlardır ve önceliklidir, paylaşılmaz.

5. Eğer haklı çıkmak istiyorsanız haksız olun.Eğer siz ya da partneriniz hiçbir zaman yanıldığınızı kabul etmiyorsanız bu zor olabilir. Yanıldığınızda kabul edin ve özür dileyin. Özür dilemek bir zayıflık alameti değildir. Aşk yeri geldiğinde özür dilemesini de bilmektir.
(Sherry Amatenstein)

27/6/2009

YAVAŞ OL!

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

EDİTÖR'DEN

Aşağıdaki metin, Hititler'in M.Ö. 2000 yılındaki duvar yazısından alınmış...

Tanrım,
Beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...
Günün karmaşası Içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver .

Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.
Öykünün o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...

Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını ögret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı,
güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı,
güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi,
hülyalara dalabilmeyi öğret...

Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini,
yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...

Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla,
Göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması,
yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...

Beni yavaşlat Tanrım
Ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

Ve hepsinden önemlisi Tanrım,

Bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek Için CESARET,
Değiştiremeyeceğim şeyleri Kabul etmek Için SABIR,
İkisi arasındaki farkı bilmek icin AKIL,
Ve
Beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver...

21/6/2009

İÇİMİZDEKİ ÇOCUK

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

EDİTÖR'DEN

Kısa, lirik ve içten bir forward mesaj aşağıdaki. Kadın erkek biçimlenişine dair özlü anlatımlar içeriyor. Kadınlarla erkeklerin özgürce davranabilmelerine ve paylaşabilmelerine yaptığı vurgu gerçekten güzel...

Şöyle bir düşündüm, insanların çoğu içindeki çocuğa sırt dönmüş, çocuk olduğunu unutmuş, yada çoktan o çocuğu öldürmüş...


İçinizdeki çocuğa;
Doğruları söyletin.
Canı istemediği için çalışmadığında elektrikler kesikti demesin.
Vazoyu kim kırdı dediğinizde ben kırdım diyebilsin.
Sorumluluk almayı öğretin.
Sadece kendi üzerine düşeni yapıp kenara çekilmemesi gerektiğini; her zaman her yerde herşeyden sorumlu olduğunu öğretin.
Birini ezmeden de yukarılara çıkabileceğini hatta bazen yukarılar denilen şeyin çıkılmasa da olur bir yer olduğunu öğretin.

Kızlarınızı iyi yetiştirin.
Kendi kendilerine yetmeyi öğretin.
Namuslu olmanın yürekten geçtiğini öğretin. Evden çıkar çıkmaz ilk köşede eteğinin boyunu kısaltmasına gerek olmadığını öğretin.
İstediğini giymeyi öğretin . İnsanın ahlakının sadece kendi beyninde olduğunu öğretin.
Kıskanılmanın sevilmeyle aynı olmadığını öğretin. Kıskanılmanın güzel, saygısızlığın kötü olduğunu öğretin.
Beni çok kıskanır, dışarı çıkarmaz, şunu bunu giydirmez diyen adamla gurur duymamayı bunun aslında kendine hakaret olduğunu öğretin.
Arayıp neredesin; kiminlesin vs. diyen adama "seni tanımadan önce nasıl davranacağımı bilmiyor muydum haddini bil" demeyi öğretin.
Erkeklerle sadece arkadaş da olunabileceğini çünkü onların sadece insan olduklarını öğretin.

Oğullarınızı iyi yetiştirin.
Karşı cinse saygı duymayı öğretin.
Gece yarısı evine dönen kadının aranmadığını öğretin.
Bir kadının omzuna arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin.
Dokunmaktan korkmamasını öğretin.
Sevmenin değer verme olduğunu öğretin.
Sahip çıkmayla sahibi olmanın farklı olduğunu öğretin.
Bulunmaz hint kumaşı olmadıklarını; olsalar bile burun silinen mendillerinde kumaştan yapıldığını; hiçkimseyi küçük görmemeyi öğretin.

AMA ÖNCE BUNLARI KENDİ İÇİNİZDEKİ ÇOCUĞA ÖĞRETİN......

18/6/2009

Sahip olduklarımızın kıymeti

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

EDİTÖR'DEN

Forward mesajlardan biri daha. Oldukça sade ve anlamlı bir şekilde yaşamın ve arkadaşlıkların, sahip olduklarımızın kıymetini anlatıyor. Kulak verelim:

Eğer bu sabah hastalıklı değil de sağlıklı uyanmış iseniz, bir hafta  sonrasını göremeyecek olan bir milyon insandan daha şanslısınız.
 
Bir harp tehlikesi ile, işkence görmek ihtimali ile ve sağ kalma korkusu ile  karsı karsıya değilseniz, 500 milyon insandan
daha iyisiniz.

Buz dolabınızda yiyeceğiniz, üzerinizde elbiseniz, başınızı sokup uyuyabileceğiniz bir eviniz varsa, dünyadaki insanların  çoğundan daha zenginsiniz.
                                
Bankada ve cüzdanınızda para varsa, dünyanın en imtiyazlı % 8'i arasındasınız...

Anneniz, babanız sağ ise ve boşanmamışlarsa, siz bu dünyada nadir kişilerden birisiniz.
 
Bu mesajı okuyabiliyorsanız bu demektir ki; Birisi sizi düşündü ve bunu  gönderdi.. Çünkü okuma yazma bilmeyen 2 milyar kişiden biri değilsiniz. 
 
Paraya ihtiyacın yokmuş gibi çalış..
Kimse seni üzmemiş gibi sev..
Kimse seni seyretmiyormuş gibi danset..
Kimse seni dinlemiyormuş gibi şarki söyle..
Cennet dünyadaymış gibi yaşa..
 
Bu mesajı dostlarına gönder. Göndermezsen hiçbir şey olmaz korkma.  Ama gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser...
 
Her şey Gönlünüzce Olsun...

9/6/2009

ENTEL DAYI ve Güzellik

Kategori: FELSEFE-EGiTiM



Serdar KORDU

13-17 yaş gençliği kendisiyle meşgul olmayı nasıl seviyor.

Yiğenim Tansu Nisan (nufustaki adı Tansu ama Nisan diye çağırıyoruz biz, o da bu ismini daha çok seviyor), her fırsatta kendi fotoğrafını çekerek çeşitli pozlar eşliğinde kendini yiyip bitiriyor.
Bazen, eğlenceli ve dalga geçmeye müsait fotoğraflar çıkıyor ortaya.
Bunlardan biri de yukardaki.
Aynadan kendimi çekeyim derken tam da yüzünde patlamış flaş ve biçim o kadar da önemli değil dercesine mesaj vermiş fotoğraf.

Ben ona sık sık öğreten dayı olarak biraz da kafanı doldurmayla uğraş diyorum. "Aman dayııı" diyerek sırtıma atlıyor, umursamıyor beni.

Bu fotoğraf vesilesiyle öğreten dayı olmaya devam edeyim dedim ve biçimsel bakım kadar içsel bakımında ne kadar önemli olduğunun altını çizeyim dedim.

İnsanın entellektüel bir dayısının olması da çok kolay değil di mi ama...

27/3/2009

Kendini Bilmek

Kategori: FELSEFE-EGiTiM



EDİTÖR'DEN

"Bir kitabın kaderi okuyanın zekasına bağlıdır",
"Ne kadar anlatırsanız anlatın karşınızdaki anlayabileceği kadarını anlar", 
"Sanmaki sana küstüm cahille sohbeti kestim",
"Eşşeğe altın semer vursan da eşşek yine eşşektir",
"Taşı ısıtsan civciv çıkmaz, civciv çıkması için yumurta gerektir"...

Daha ne diyeyim, kendini bilmek, yanıbaşındakini tanımak, neyi nasıl paylaşabileceğini ayarlayabilmek, dengeyi tutturmak, kıvamında davranabilmek... İnsanlaşma yolunda özgürleşebilmek...

14/3/2009

HAFTANIN SÖZÜ

Kategori: FELSEFE-EGiTiM



EDİTÖRDEN

"Akıllı olup alemin kahrını çekeceğine, deli ol alem senin kahrını çeksin!"

Önemli söz hakikaten.
Üç günlük dünyada fazla hırsa, koşturmacaya gerek yok.
Küçük şeylere kafa yorup kendimizi harap etmememiz gerekir.
Bazen ciddi şeylerle de dalga geçebilmek bir başarıdır.
Kendine yetebiliyorsan, başkasına da el uzatabilirsin...

sevgiler...



7/3/2009

Zamanlama-Yanılsama

Kategori: FELSEFE-EGiTiM



Serdar KORDU

Daha yeni "zamanlama" demiştim ben bu fotoğrafın yazısına. Sonra bir yanılsama hatta yalanlama olabileceğini eklemem gerektiğini anladım.

Sonra aklıma bir söz geldi: Kamplumbağanın risk aldığı an, kafasını dışarı çıkartdığı andır ve o an aynı zamanda ilerlediği andır....

« Önceki — Sonraki »


*************************
  • Arkadaş Evi Bülteni Bloğuna çalışmalarını yollamak, paylaşmak isteyen tüm arkadaşlar, serdark99@yahoo. com yada arkadasevi@yahoo. com adresinden bize ulaşabilirler.





*************************




*************************

  • AKILLI İNSAN, DÜŞÜNDÜĞÜ HERŞEYİ SÖYLEMEZ; AMA HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜR. Aristoteles


  • AKILLI KONUŞUR, ÇÜNKÜ SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ VARDIR; APTAL KONUŞUR, ÇÜNKÜ KENDİSİNİN BİR ŞEYLER SÖYLEMEK ZORUNDA OLDUĞUNU SANIR. Platon


  • İNSANLARA YAPILACAK EN BÜYÜK İYİLİK, ONLARA AKILLARINI KULLANMAYI ÖĞRETMEKTİR. Molliere

  • AŞK KÖPRÜ KURMAKTIR. İNSANLAR KÖPRÜ KURACAKLARINA DUVAR ÖRDÜKLERİ İÇİN YALNIZ KALIRLAR. Newton


  • Düşüncelerini tam ve yerinde kelimelerle ifade edemeyen insan, yanlış tartılarla tam iş görmeye çalışan satıcıya benzer. GOETHE


  • Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletsizlik ise dikene su vermektir, güle zulmetmektir. MEVLANA.


  • İnsan düşleri kadar özgürdür. CURT COBAİN



*************************
1  
3
 
5
7

14
 
15

 16

 17

IMG_0746.JPG

 IMG_0732.JPG

20

6

 8
4

2




.: Gazeteler :.

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Gözcü
Akşam Zaman Posta
Sitene Ekle

Sinema film fragman
ve muhabbet yeri!