Google


Arkadas Evi Bülteni, Üretenlerin Ve Paylaşanların Adresi - Blogcu


Arkadas Evi Bülteni, Üretenlerin Ve Paylaşanların Adresi

17/5/2008

GÜNBATIMI:

Kategori: SINEMA-Video-Tv

 

Serdar KORDU

 

Bütün bir ömür boyu ağır bir zincir gibi taşınan vicdan ağrısının filmi Günbatımı.

 

Ölüm döşeğindeki bir kadının, talihsizlik sonucu biten aşkının muhasebesi...

 

Bir yandan ölüm döşeğindeki annenin hikayesi akarken, diğer yandan onu başucunda bekleyen iki kızının yaşamları irdelenmektedir. Hem de annelerinin yıllar boyunca sakladığı gizli aşkı öğrenmeleriyle yaşadıkları altüst oluşun şaşkınlığı, belirsizlikleri vardır.

 

Oldukça yavaş ilerleyen sahneler, kurgudaki durağanlık kendinizi zor adapte edebileceğiniz bir film yaratmışsa da, bir kez filme daldığınızda adım adım insanı içe çeken yapısıyla film insanın üzerinde sıcak bir etki yaratıyor.

 
Bir aşk filmi de diyebileceğim Günbatımı'nı ikili ilişkilerin irdelendiği  filmleri sevenlere önerebilirim.
 
Yönetmen: Lajos Koltai
Oyuncular: Glenn Close, Patrick Wilson, Toni Collette, Meryl Streep, Hugh Dancy, Claire Danes, Vanessa Redgrave
Senaryo: Susan Minot, Michael Cunningham
Tür: Aşk, Dram
Yapım: ABD 2007
Süre:117 dk

16/5/2008

Gerçekleşen Hayallerin Ağırlığı

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

 

Serdar KORDU

 

Her mehtaplı gecede alıp başını deniz kıyısına giden bir adama, dönüşünde sorarlarmış: Ne gördün?

Dünya güzeli deniz kızları gördüm, altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlardı, dermiş hep.

Bir gece yine tek başına deniz kıyısına vardığında, gerçekten dünya güzeli deniz kızları görmüş. Altın saçlarını gümüş taraklarla tarıyorlarmış. Döndüğünde yine sormuşlar : Ne gördün?

Hiç demiş. Hiç bir sey...

 

Oscar Wilde'in yukarıdaki öyküsünü ilk okuduğumda 15 yaşındaydım ve çok abartılı bulmuştum deniz kızlarını gören adamın "hiçbir şey" demesini. Sonraları bu hikayeyle karşılaştığımda elde edilen şeylerin değerini yitirmesinin sembolik anlatımına ne kadar iyi bir örnek olduğunu görünce o ilk algılayışımın ne kadar basit olduğunu farketmiştim.

 

Bu yazıyı yazmama kaynaklık eden bir kısa anlatımda rastladığım Haldun Taner'in "Bir hayalin gerçek olması kadar hayal kırıcı bir şey yoktur." sözü tekrar o hikayeye döndürdü beni...

 

Aslında ne çok hikaye var ulaşmak için yanıp tutuşulan ive ulaşıldığında kısa sürede tüketilen...

 

En çok da cezaevinde olup da beklenilen biri varsa ortaya çıkabiliyor bu durum. Yada mesafelerin araya girip gurbeti yaşattığı her durumda aynı yanılsama saklı değil mi? Elle tutulamayan, günlük hayatın törpüsüne sokulamayan, uzak erişilmez olanın saflığı ve yüceltilmesi.

 

Simyaci. Son yılların popüler romanlarından biri, okumuşsunuzdur. O romanda, tek hayali para biriktirip Mekke'ye gitmek olan bir dükkan sahibi vardı. Adam artık gerekli parayı çoktan biriktirmiş olmasına rağmen bir türlü gitmiyordu. Çünkü onu ayakta tutan, yaşamını anlamlandıran bu hayaldi. Belki de bu hayalin gerçekleşmesinin ardından geri kalan yaşamını nasıl sürdüreceğini bilememe korkusu vardı. 

Böyle kalmış aklımda.

Belki de şimdi öyle anımsıyorum.

Demek istediğim, hayatta bazı şeyler düşlemek, büyük hayaller peşinde olmak güzel de bunlar olmadığında çok da yıkılmamak gerek.

 

"Bütün dualarımı kabul etmedigi için tanrıya şükran borçluyum" sözünü düşünün.

İnsan elde edemediklerinin birikimiyle yaşamını olgunlaştırır bir yandan.

Olabildikleri ve olamadıklarının toplamıdır kişiyi kişi yapan.

Aynı zamanda kaybemeyi, başarısızlığı kazanıma dönüştürebilmenin bir yolu bu anlatmaya çalıştığım.

Sanıyorum daha az üzülmeliyiz gerçekleşmeyen hayallerimiz için. 
Yani, aslında sevinmemiz, mutlu olmamız gereken bir şey için gözyaşları döküyoruzdur.

Belki de olaylara bir de bu açıdan bakmayı artık öğrenmeliyiz...

15/5/2008

Dünyaya büyüklerin şakasıyla gelmek!

Kategori: KULTUR-SANAT

 

Serdar KORDU

Büyüklerimizin bir şakasıyla geldik dünyaya. Onlara ne kalmışsa kuşaklar boyu biz de onu yüklenip koyulduk yaşamaya.

Yaşıyoruz ya ne izler kaldı çocukluğumuzdan, her birimiz ayrı bir renk.

Acılara gülümseyenler ile güzellikleri ıskalayanlar.

Kaybetmiş, yeniden doğrulmuş ve kendini arayan bir neslin çocukları.

Babamız askıda unutmuş bizi, annemiz çamaşırların arasında asmış yorgunluğunu...

Toprağını bırakmış gelmişlerin en büyük engeli unutarak yaşamak. Bu unutmak bir savunma kendini, bir ayakta kalma çabası. Bizlere veremediklerini unutarak dayanabilmişler yoksunluğa. Ve o saaten sonra yoksunluk bir tür zenginlik olmuş gönül genişliğimizde.

Çok kardeşimiz olduğu için zorunlu komünistler olarak merhaba demişiz ekmeğimizi bölmeye.

Hiçbir çocuğun oynamadığı kadar çok oynamışız sokakta ve hiçbir çocuğun üşümediği kadar üşümüşüz karda.

Utanmamışız pantolunumuzun yırtık oluşundan, bir ham incir tanesiyle basket oynamışız elbiselerimizin deliklerine.

Zorla okumuşuz bir yolumuz olsun, büyüklerimiz gibi ezilmeyelim diye.

Uçak yapmaktan imtina etmemişiz defter sayfalarından. Hiçbir eğitim zaptedememiş içimizdeki keşfetme, adalet aşkını.

Eşkiya dünyaya hükümdar olmazı bilmişiz de hükümdarlara eyvallaha gönlümüz razı gelmemiş.

Dünyaya büyüklerin bir şakasıyla geldiğini bilenlerin en iyi tarafı, hayatın kıymetini bilmeleriymiş. Hep "en güzel günler henüz yaşamadıklarımız arzusu" ve iyiniyetiyle, bugünü iyi yaşama gayretleriymiş...

Tesadüf eseri dünyaya geldik, bir şaka hayat verdi bedenlerimize. Mucizevi bir iş denecekse de varoluşumuza, bu şakayı bizden saklamak isteyenlerin işgüzarlığı. Bir şaka varetti bizi ve bir şaka gibi yaşayacağız hayatı; hınzırca, neşeyle, yılmadan, iyimserliği yitirmeden...

14/5/2008

AŞKIN ANATOMİSİ

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

 

Serdar KORDU

 

Aşk, sevgi ve cinsellik arasındaki bağ yüzyıllardır insanları meşgul etmiş bir konudur. Aşkı cinsel tutku olarak yorumlayanlardan, ulaşılamaz olana bağımlılık olarak yorumlayana kadar geniş yelpazededir tahliller. Cinsellik ise kimiz kez aşkın doruk noktası olarak tarif edilir, kimi kez fiziksel bir ihtiyaç olarak isimlendirilir. Bir çok kez de, aşk ulaşıldığı zaman aşk değildir insanlar için, ama aşkı da sürekli yaşamak isterler, o yüzden ulaşılmaza aşık olurlar ki, hiç bitmesin o duygu...

 

Ben, çoğu kez, aşkın bir tutku, yenilik heyecanı, ulaşamama hazzı olduğunu düşünmüşümdür. Aşk biraz gizlilik, biraz engellenme biraz da tanıma duygusuyla yüklüdür. Nitekim bu tanımanın ortalama oranda tamamlanması, engellenme halinin ortadan kalkmasıyla aşk da yerini başka birşeye bırakır. Ya karşındaki bir yabancıdır artık, yada sevgiyle anlamlandırdığın bir hayat arkadaşı...

 

Aşağıda bu konuya dair bir irdeleme yazısı var. Konuyu değişik boyutlarıyla sorgulayan, parantezler açan, soru soran bu yazıyı önceden dahil olduğum bir eleştiri gurubunda okumuş, beğenmiş, kaydetmiştim. tulayto@yahoo.com imzalı yazıyı ilgiyle okuyacağınızı sanıyorum. Her zaman popüler olan bu konuları tartışmamıza da vesile olur hem.


 Aşk-sevgi-cinsellik

 

"Erkekler yıllar boyunca aşkı, cinsel birleşmeyi kolayca yaşayabilecekleri kadınlara değil de, yüksek ahlaki değerlerden oluşan engelleri aşıp ulaşamayacakları soylu kadınlara duydular" diyor Bertrand Russell. Ulaşamamanın yanılsaması mı bu, ahlaki değerlerin dayatması mı, yoksa gerçek aşkın kimyası mı?
    
Pek çok evli kadın fazla kutsal oldukları için aldatılmadı mı kocaları tarafından? Peki ya kadınlar, onlar da kolayca ulaştıkları erkeklerin ruhlarını değersizleştirip, ulaşamadıklarına mı beslediler derin hislerini? Freud bu durumu nasıl açıkladı? Freudun yakın çalışma arkadaşı Theodor Reik neden sevgi ve cinselliğin ayrı şeyler olduğunu iddia etti? Simone de Beauvoir neden aşkın kadın ve erkek tarafından farklı yaşandığını savundu? Platon aşkı kadınların dışında tuttu. Sanskrit ise aşkı yalnızca cinsiyete indirgedi.
    
Tartışılacak iddia!

    
Felsefeci ve matematikçi Bertrand Russella göre erkekler cinsel birliktelik yaşayabildikleri kadınlara değil de, ulaşamadıkları kadınlara âşık oluyorlar.
    
Psikanalizin babası Sigmund Freud da bu görüşü destekliyor ve bunun nedenini, erkeğin cinsel birliktelik yaşayabildiği kadını aşağılamasıyla açıklıyor. Freud bu konuda şunları söylüyor:
    
"Bazı kimseler sevdikleri zaman arzulamazlar, arzuladıklarını sevmezler. Sevdikleri nesnelerle ilişkilerinde şehveti uzaklaştırmak için sevmek ihtiyacında olmadıkları nesneleri ararlar. Erkeklerin bu şikâyete karşı kullandıkları başlıca korunma yolu, cinsel nesnenin değerini, kendi gözlerinde alçaltmalarıdır. Ahlak bakımından düşük bir kadında güzellik aramayacak, iyi yetiştirilmiş karısıyla yapamadıklarını yaşayabilecektir."
    
Şehvet utanç verir!

 

Freudun sözünü ettiği durum, özellikle "Çocuğumun annesi" dediği karısına karşı beslediği şehvet duygularından utanan, bu durumu kadını aşağılayıcı bir durum olarak gördüğü için de fahişelere muhtaç olan, sonra da ihtiyaç duyduğu fahişeyi aşağılayan erkek tipinin davranışını da açıklıyor.

 

Erkeklerin büyük tepkisini çekebilecek bu iddia, Türkiyede de örneklerini buluyor. Özellikle gelenek ve görenekler nedeniyle karısını "kutsal", şehvet duygularını ise "utanç verici" kabul eden erkek karakteri, davranışlarıyla bu iddiayı pekiştiriyor.

 

Türk filmlerine sık sık konu olduğu gibi erkeğin habire karısını aldatması, sonunda aşağıladığı ama şehvet duygularını bastırmak zorunda olmadığı bir şarkıcıya âşık olması hem Freud, hem Russellın iddiasını doğruluyor.

13/5/2008

Uçurtma Avcısı

Kategori: KITAP ve YAYIN

Ezgi AHÇİK

Afgan asıllı Amerikalı yazar Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı (Orijinal adı The Kite Runner) adlı romanı, bir solukta okunacak bir roman. Romanda, hem kişisel bir vicdan muhasebesine hem de Afganistan’ın acılarla ve eksilmelerle yüklü tarihine tanıklık ediyor insan.

 

Geçmiş, çözülmediği, üzerine gidilmediği sürece bir sorun olarak yaşamımızın tam orta yerinde nasıl da durur bazen. Romanın başkahramanı Emir de çocukluğunun hizmetçisi ve arkadaşı Hasan’a ihanet edişini, ne kadar kaçarsa kaçsın, unutamamaktadır. Yaşamı, babasının sevgisini kazanmak için ödediği bir bedelle sakatlanmıştır. Daha doğrusu, bu bedeli Emir için Hasan ödemiştir. Roman boyunca, sevgiyle kıskançlığın harmanlandığı koyu bir geçmişin izlerini ve bununla yüzleşme sürecini okuyoruz, soluk soluğa ve alıp götüren bir akıcılıkla…   

 

Afganistan bize uzak toprak değil kuşkusuz. Doğuya, Müslüman ülkelere has kadercilik, kullanılan ortak kelimeler, ortak gelenekler, siyasi tarihteki kimi benzeşmeler… İnsan ister istemez kendinden bir şeyler buluyor bu romanı okurken.

 

Bununla birlikte, politik açıdan irdelediğimde Uçurtma Avcısı’nın beni rahatsız eden pek çok yönü olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Mesela yoğun bir Amerika sempatisi var romanda. Ruslara ve Taliban’a onca laf edilirken Amerika’ya hiç toz kondurulmuyor. Rus işgali yılları ve Ruslara olan nefret, anlaşılabilir ve haksız da değil. Ama Talibanlı yıllar anlatılırken Amerika’ya hiç değinmemek, Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı köktendinciliği palazlandıran ABD’ye bir cümle olsun dokundurmamak, Afganistan ve Orta Doğu coğrafyası üzerinde oynanan oyunlarda ABD’nin rolünü hiçe saymak, dahası Amerika’yı huzur ve kurtuluş kelimeleriyle anmak çoğu yerde bana “pes, bu kadarı da olmaz!” dedirtti. İçimdeki şeytan, “11 Eylül sonrası yazılmış bir Amerikan propagandası olabilir mi?” diye sordu durdu.

 

Diyebilirsiniz ki,  “Bu bir roman ve romanlarda politik tespitler yapmak, tarafgir davranmak zorunluluğu yoktur.” Tamamıyla yanlış bir düşünce de değil. Ama romanda tüm o duygusal, akıcı anlatımın içine “Bu dünyada gerçek erkeklerin sayısı yalnızca üç, Emir… Atak, kurtarıcı Amerika, Britanya ve İsrail… Gerisi… Onlar, dedikoducu kocakarılardan farksız.”gibi diyaloglar konunca ve romanın çok değil, 2003 yılında yazıldığını düşününce, masum bir edebiyat eseri ile karşı karşıya olduğumu düşünmem zorlaşıyor…

 

Afganistan’ın yakın tarihine kısa bir bakış atmak isterseniz, dostluk ve sadakat üzerine naif bir hikaye okumak isterseniz, Uçurtma Avcısı ‘nı okumanızı öneririm.

Yazarı: Halit Hüseyni
Orjinal ismi: The Kite Runner
Çeviren: Püren Özgören
Ülke: A.B.D.
Özgün dili: İngilizce
Dili: Türkçe
Türü: Roman
Yayınevi: Everest Yayınları
Anadilinde basım tarihi: Haziran 2003
Türkçe basım tarihi: Mayıs 2004

12/5/2008

Hayat Dersleri:)

Kategori: MIZAH

 

EDİTÖR'DEN

 

Mizah, alay, epik ders verme hikayeleri hoşuma gidiyor ya yine buldum bir şeyler. Ufak tefek düzenlemelerle sunuyorum size, beğenenler, beğenmeyenler yorumlasın da miazah anlayışımızı konuşalım, çıkarılan derslerin doğru olup olmadığını irdeleyelim...

 

Hayat dersleri 1:


Bir gün bir tavşan, ağaç dalında boş boş oturan baykuşa sordu:
-Senin gibi bütün gün boş boş oturabilir miyim?
-Tabii, neden olmasın.
Tavşan da öyle yaptı. Birdenbire bir kaplan ortaya çıktı ve tavşanı yedi!
Boş boş oturmak için çok çok yüksekte oturuyor olmanız gerek...

 

Hayat dersleri 2:


Hindi: Şu ağacın en üst dalına çıkmak istiyorum ama hiç gücüm yok...
İnek: Neden benim dışkımdan biraz yemiyorsun? Onlar besin deposudur.
Hindi bir parça dışkı yedi ve gerçekten bunun İlk dallara ulaşacak kadar enerji verdiğini farketti. Ertesi gün biraz daha yedi ve ikinci dala ulaştı. Birkaç gün sonra ağacın en üstüne çıkmayı başardı.
Aniden bir çiftçi ağacın tepesindeki hindiyi farketti ve onu vurdu.
Mok yemek sizi en üste çıkartabilir.
Ama orda kalmanızı sağlayamaz...


Hayat dersleri 3:


Vücut ilk kez bina edildiğinde hangi organın yönetici olacağı tartışması başlamış.

Beyin, vücudun bütün işlevlerinin kendisine bağlı olduğunu, o olmazsa vücudun yaşayamayacağını söylemiş.

Ağız, yemek yemezse vücudun açlıktan öleceğini söylemiş.

Eller, dışarıdaki bütün işi yapanın kendisi olduğunu söylemiş.

Birden Döt ortaya atlamış ve müdürün o olması gerektiğini söylemiş. Bütün organlar ona gülmüş.

Buna kızan döt faaliyetlerini durdurmuş. Bir gün, iki gün derken organlar artık
dayanamamışlar. Ve döt yönetici olmuş. 
Yönetici olmak için beyne sahip olmanız gerekmiyor. Herhangi bir döt bunu yapabilir.


Hayat dersleri 4:


Küçük bir kuş kışı geçirmek üzere güneye gidiyordu. Hava çok soğuktu  ve kuş donarak yere düştü.
Yerde öylece yatarken bir inek geldi ve üzerine bir parça dışkı bıraktı. Donmak üzere olan kuş dışkının sıcaklığıyla ısındı.
Çok mutlu oldu, neşe içinde şarkı söylemeye başladı.
Ordan geçmekte olan bir kedi kuşun sesini duydu. Onun nerde olduğunu  keşfetmekte geçikmedi. Kuşu dışkıdan sıyırdı ve yedi!


1. Üzerinize mok atan herkes düşmanınız değildir!
2. Sizi moktan kurtaran herkes dostunuz değildir!
3. Mokun içine düştüyseniz çenenizi kapalı tutun!


11/5/2008

Hatırlatma teknikleri

 

Serdar KORDU

 

Üreteni belirsiz bir mailden alıntıladığım bir kaç paragrafı paylaşacağım sizlerle. Hatırlama, hafıza konusunun hepinizin ilgi alanında olduğunu ve faydalı olacağını umuyorum. Metni okurken, hazır cevaplığımın:) ve hatırlamadaki başarımın kendiliğinden hayat tecrübesiyle aşağıdaki teknikleri işletiyor olmamdan kaynaklandığını gördüm. Siz de kendinize bakmak istersiniz belki.


Hatırlamak istiyorum ama unutuyorum diyorsanız üzülmeyin. Hatırlamak istediğinizi teknik yöntemler kullanarak hatırlayabilirsiniz.
Hatırlama tekniklerini öğrenmek için çok zaman harcadım. Eskiden sanırdım ki sadece çok zeki insanlar her şeyi hatırlar. Oysaki öyle değilmiş. Hatırlamak için zeki olmaya gerek yokmuş. Sadece tekniklerini bilmek gerekliymiş. Ben eskiden konuyla ilgili fıkra anlatanlara veya bir anektot anlatanlara bayılırdım. Nasıl hatırlayıp da tam yerinde anlatırlar diye hayranlık duyardım. Meğerse bu sadece beynini terbiye etmekle ilgili bir alışkanlıkmış. Beynimizi kendi haline bırakırsak ya da gereksiz şeylerle beynimizi doldurursak hatırlama konusunda geri kalırız. Birçok insan çoğu şeyi unuttuğu zaman beyin fonksiyonlarının iyi çalışmadığını, hasta olduğunu ya da yeteri kadar zeki olmadıklarını sanırlar.
Evinizdeki kitapları kütüphaneye gelişigüzel koyduğunuz zaman aradığınızı bulmakta zorlanırsınız. Mutlaka bulursunuz ama gerekli olduğu zaman değil de belki ertesi günü bulursunuz. Bulmak için de çaba sarf etmeniz gerekir. Oysaki konularına göre düzenlenmiş bir kütüphanede bir kitabı bulmak birkaç saniyedir. Beynimiz de bizim kütüphanemizdir. Eğer bilgileri beynimizin içine gelişigüzel atarsak hiçbir şeyi hatırlayamayız. Hatırlamanın bir tekniği olduğunu öğrendikten ve uyguladıktan sonra artık hiçbir şeyi unutmuyorum. Bir konu hakkında sohbet ederken o konuyla ilgili anektot veya fıkra anında aklıma geliyor. Bilirsiniz bir söz zamanında kullanılmayınca değeri olmuyor. Sohbet bittikten ve insanlar dağıldıktan sonra arkadaşımızı arayıp konuyla ilgili aklımıza geleni söylemeyiz.
Yazı yazmak için bilgisayarın başına oturduğumda sadece yazacağım konuya karar vermiş oluyorum. Parmaklarımı klavyeye koyduktan sonra beynimin içinden bütün bilgiler dökülüyor. Neden mi? Çünkü beynimin içindeki bilgiler düzenli. Yani klasörlere yerleşmiş durumda. İlgili bilgi kendiliğinden ve doğru zamanda geliyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Bu klasörlere bilgileri nasıl mı yerleştirdim?
Yani hatırlama teknikleri nelerdir?
1- Gereksiz bilgilerin akılda tutulmaması
2- Akılda tutulması gerekmeyen ama unutulmaması gereken her şeyi yazmak, yani bir ajanda kullanmak,
3- Okunan her şeye konsantre olmak,
4- Konsantre olunan kitabın altını çizmek ve bu çizili yerleri tekrarlamak. Unutmamanın en önemli şartı tekrardır. Yeni duyduğunuz bir fıkrayı gün içinde 3-4 kişiye anlatarak deneyin. İddia ediyorum o fıkrayı asla unutmazsınız.
6- Aynı anda iki iş yapmamak. Tek işe konsantre olmak
7- Hatırlanması gereken konu ile ilgili zihin haritaları çıkarmak
8- Yapılan işe mana katmak
9- Bir işle uzun süre ilgilenmemek. Birer saat arayla molalar vermek ve beyni dinlendirmek,
10- Unutulmaması gereken isim, sayı veya olay için akıldan onunla ilgili senaryo yazmak.

10/5/2008

IŞIK TUTAN SÖZLER

Kategori: FELSEFE-EGiTiM

EDİTÖR'DEN

“Ayakkabılarım olmadığı için üzülüyordum. Ta ki ayakları olmayan birini görene kadar…”
BALZAC
“Dünyada birçok yetenekli kişi küçük bir cesaret sahibi olamadıkları için silinip gitmişlerdir.”
SYDNEY SMİTH

“Akıllı insan düşündüğü her şeyi söylemez; ama her söylediğini düşünür.”
ARİSTO

“İsteklerimizin bazılarını elde edememek, mutluluğumuzun ayrılmaz bir şartıdır.”
BERNARD RUSSELL

“Arkadaşın, davetine katılınca bir paket hediye ile gelir. Dost sana yardım etmek için erken gelir, toparlanmam için geç gider.”

9/5/2008

AHIRKAPI'DA HIDRELLEZ


 

Serdar KORDU

 

Sulukule'ki dayanışma eyleminden bir gün sonra Ahırkapı'daki geleneksel kutlamalara katılmamak olmazdı tabi. Oldukça popüler hale gelen ve neredeyse turistik bir etkinliğe dönüşmüş hıncahınç kutlamalar üç dört yere kurulan sahnelerde Burhan Öcal, Seferad gibi ismlerle renklendi..

 

Kutlamaların olduğu Cankurtaran bölgesine girer girmez darbukanın sesine kaptırdık tabi. Önceki yıllardan hazırlıklıydık, biralarımızı dışardan alıp da gelmiştik. E Roman havaları olur da durmak olur mu, koyverdik dünyanın gamına kasavetine...

Sokak aralarındaki dilek duvarları, patlayan havai fişekler, öbek öbek oynayan insanlar, yiyecek içecek standları, tam bir panayır yeriydi ortalık...

 

Aralarda soluklandık, köşelerde lafladık, kutlamalara gelen diğer arkadaşlarla buluşmaya çalıştık. Yorulanlar dinlendi, diğer sahnelere gidenlerden haber alındı, mahalle araları dolaşıldı...

Burhan Öcal büyük sahnede darbukayı konuştururken, geceyi herzamanki gibi Nadire tamamladı tabi. Bana da afiili bir poz yakalayarak sizlerle paylaşmak düştü...

8/5/2008

SULUKULE YIKILMASIN!

Serdar KORDU

Geçen hafta sonu, kentsel dönüşüm projesi adı altında tasfiye edilmeye çalışılan Sulukule ile dayanışma ve Hıdrellez'i kutlamak için Sulukule'de şenlikteydik. Sulukule sur kapısının önündeki açık alanda düzenlenen şenlik alanına daha gelmeden yıkılan kimi evler üzerine nakşedilen resimler gerçekten bölge halıkının canlılığını ifade ediyordu.



Havanın bulutlu olmasına rağmen yüzlerce katılımcı vardı ve Ahırkapı Roman Orkestrası'nın sahne almasıyla sloganlar yükseldi:  Sulukule Yıkılmasın!


Sahnenin karşısına bakan sur duvarında bir dilek dileme bölümü olışturulmuş, renkli bezler bağlanmış, dilekler iliştirilmişti. Çocukların resim ve fotoğraflarından oluşturulmuş sergileri gezenler, göbek atanlar, çimenlerde yuvarlanan çocuklar, mahellelinin hazırlayıp sattığı yiyecekler önünde birikenler... Yağmura rağmen dağılmayan insanlar, Sulukule Roman Dayanışma derneği'nde süren eğlence, sezen aksu'nun desteğe gelmesiyle artan coşku...



Yağmurun artması olmasa çok daha eğlenceli ve uzun sürecek şenlikten neşeyle ve bir gün sonraki Ahırkapı Hıdrellez şenliğinde tamamlayacağımız yarım kalmışlıkla ayrılıyoruz...

« Önceki — Sonraki »


*************************
  • Arkadaş Evi Bülteni Bloğuna yada basılı fanzinine çalışmalarını yollamak, paylaşmak isteyen tüm arkadaşlar, serdark99@yahoo. com yada arkadasevi@yahoo. com adresinden bize ulaşabilirler.





*************************




*************************

  • AKILLI İNSAN, DÜŞÜNDÜĞÜ HERŞEYİ SÖYLEMEZ; AMA HER SÖYLEDİĞİNİ DÜŞÜNÜR. Aristoteles


  • AKILLI KONUŞUR, ÇÜNKÜ SÖYLEMEK İSTEDİKLERİ VARDIR; APTAL KONUŞUR, ÇÜNKÜ KENDİSİNİN BİR ŞEYLER SÖYLEMEK ZORUNDA OLDUĞUNU SANIR. Platon


  • İNSANLARA YAPILACAK EN BÜYÜK İYİLİK, ONLARA AKILLARINI KULLANMAYI ÖĞRETMEKTİR. Molliere

  • AŞK KÖPRÜ KURMAKTIR. İNSANLAR KÖPRÜ KURACAKLARINA DUVAR ÖRDÜKLERİ İÇİN YALNIZ KALIRLAR. Newton


  • Düşüncelerini tam ve yerinde kelimelerle ifade edemeyen insan, yanlış tartılarla tam iş görmeye çalışan satıcıya benzer. GOETHE


  • Adalet her şeyi yerli yerine koymaktır. Adaletsizlik ise dikene su vermektir, güle zulmetmektir. MEVLANA.


  • İnsan düşleri kadar özgürdür. CURT COBAİN



*************************
1  
3
 
5
7

14
 
15

 16

 17

IMG_0746.JPG

 IMG_0732.JPG

20

6

 8
4

2







hosting
.: Gazeteler :.

Hürriyet Sabah Milliyet
Star Cumhuriyet Radikal
Yeni Şafak Türkiye Gözcü
Akşam Zaman Posta
Sitene Ekle

Sinema film fragman
ve muhabbet yeri!