
Serdar KORDU
Aşk, sevgi ve cinsellik arasındaki bağ yüzyıllardır insanları meşgul etmiş bir konudur. Aşkı cinsel tutku olarak yorumlayanlardan, ulaşılamaz olana bağımlılık olarak yorumlayana kadar geniş yelpazededir tahliller. Cinsellik ise kimiz kez aşkın doruk noktası olarak tarif edilir, kimi kez fiziksel bir ihtiyaç olarak isimlendirilir. Bir çok kez de, aşk ulaşıldığı zaman aşk değildir insanlar için, ama aşkı da sürekli yaşamak isterler, o yüzden ulaşılmaza aşık olurlar ki, hiç bitmesin o duygu...
Ben, çoğu kez, aşkın bir tutku, yenilik heyecanı, ulaşamama hazzı olduğunu düşünmüşümdür. Aşk biraz gizlilik, biraz engellenme biraz da tanıma duygusuyla yüklüdür. Nitekim bu tanımanın ortalama oranda tamamlanması, engellenme halinin ortadan kalkmasıyla aşk da yerini başka birşeye bırakır. Ya karşındaki bir yabancıdır artık, yada sevgiyle anlamlandırdığın bir hayat arkadaşı...
Aşağıda bu konuya dair bir irdeleme yazısı var. Konuyu değişik boyutlarıyla sorgulayan, parantezler açan, soru soran bu yazıyı önceden dahil olduğum bir eleştiri gurubunda okumuş, beğenmiş, kaydetmiştim. tulayto@yahoo.com imzalı yazıyı ilgiyle okuyacağınızı sanıyorum. Her zaman popüler olan bu konuları tartışmamıza da vesile olur hem.
Aşk-sevgi-cinsellik
"Erkekler yıllar boyunca aşkı, cinsel birleşmeyi kolayca yaşayabilecekleri kadınlara değil de, yüksek ahlaki değerlerden oluşan engelleri aşıp ulaşamayacakları soylu kadınlara duydular" diyor Bertrand Russell. Ulaşamamanın yanılsaması mı bu, ahlaki değerlerin dayatması mı, yoksa gerçek aşkın kimyası mı?
Pek çok evli kadın fazla kutsal oldukları için aldatılmadı mı kocaları tarafından? Peki ya kadınlar, onlar da kolayca ulaştıkları erkeklerin ruhlarını değersizleştirip, ulaşamadıklarına mı beslediler derin hislerini? Freud bu durumu nasıl açıkladı? Freudun yakın çalışma arkadaşı Theodor Reik neden sevgi ve cinselliğin ayrı şeyler olduğunu iddia etti? Simone de Beauvoir neden aşkın kadın ve erkek tarafından farklı yaşandığını savundu? Platon aşkı kadınların dışında tuttu. Sanskrit ise aşkı yalnızca cinsiyete indirgedi.
Tartışılacak iddia!
Felsefeci ve matematikçi Bertrand Russella göre erkekler cinsel birliktelik yaşayabildikleri kadınlara değil de, ulaşamadıkları kadınlara âşık oluyorlar.
Psikanalizin babası Sigmund Freud da bu görüşü destekliyor ve bunun nedenini, erkeğin cinsel birliktelik yaşayabildiği kadını aşağılamasıyla açıklıyor. Freud bu konuda şunları söylüyor:
"Bazı kimseler sevdikleri zaman arzulamazlar, arzuladıklarını sevmezler. Sevdikleri nesnelerle ilişkilerinde şehveti uzaklaştırmak için sevmek ihtiyacında olmadıkları nesneleri ararlar. Erkeklerin bu şikâyete karşı kullandıkları başlıca korunma yolu, cinsel nesnenin değerini, kendi gözlerinde alçaltmalarıdır. Ahlak bakımından düşük bir kadında güzellik aramayacak, iyi yetiştirilmiş karısıyla yapamadıklarını yaşayabilecektir."
Şehvet utanç verir!
Freudun sözünü ettiği durum, özellikle "Çocuğumun annesi" dediği karısına karşı beslediği şehvet duygularından utanan, bu durumu kadını aşağılayıcı bir durum olarak gördüğü için de fahişelere muhtaç olan, sonra da ihtiyaç duyduğu fahişeyi aşağılayan erkek tipinin davranışını da açıklıyor.
Erkeklerin büyük tepkisini çekebilecek bu iddia, Türkiyede de örneklerini buluyor. Özellikle gelenek ve görenekler nedeniyle karısını "kutsal", şehvet duygularını ise "utanç verici" kabul eden erkek karakteri, davranışlarıyla bu iddiayı pekiştiriyor.
Türk filmlerine sık sık konu olduğu gibi erkeğin habire karısını aldatması, sonunda aşağıladığı ama şehvet duygularını bastırmak zorunda olmadığı bir şarkıcıya âşık olması hem Freud, hem Russellın iddiasını doğruluyor.